Birlikte Koşmaya Hazır Olun; UltraÇift

Spor, hayat kalitesini artırmak, daha sağlıklı bir vücuda sahip olmak ve  aynı zamanda zihinsel anlamda güçlü olmak için mükemmel bir yoldur. İnsanlar normal hayatlarının içerisine sporu serpiştirmek için çok farklı yollar seçebilir. Bu bazen bir spor salonu bazen koşu yollarında yürümek yada koşmak bazense bisiklet sürmek olabilir. Yapılan spor hangi yöntemle olursa olsun insanları daha iyi hissettirdiği gibi motive de eder. Koşu da bu sporlar içerisinde belki de en çok başvurduğumuz bir spor dalı. Koşu sporu bireysel sporlar içerisinde en yaygın olanlardan biri olduğu gibi yarışlarla birlikte daha organize bir hal almış durumda. Koşu yarışları içerisinde son yılların en dikkat çeken türlerinden biri de Ultra Maratonlar.




Klasik maraton mesafesi olan 42.2 km den daha uzun olan koşu yarışları Ultra Maraton olarak ifade edilmekte. Genellikle bu koşular 50-80 km yada 100-160 km aralığında olmakta. Profesyonel anlamda koşucu olmayan ama koşmayı seven insanlar için mükemmel bir tercih olan ultra maratonlar, harika manzaralı ormanlarda, deniz manzaralı patikalarda kimi zaman ise büyüleyici dağ yokuşlarında yapılmakta. Hem spor yapıp hemde sosyalleşme anlamında yola çıkan insanlar bu yarışların en geniş katılımcıları. Bugünkü yazımızdaki konuklarımız ise Ultra Maratonlarda çokça gördüğümüz bir çift olan UltraÇift.

Sosyal medyada UltraÇift olarak tanıdığımız Belgin ve Sadık  uzun süredir ultra maraton yarışlarına katılıyorlar. Yarışlardaki deneyimlerini takipçilerine aktarmaya çalışan UltraÇift daha çok insana ulaşmak ve insanları motive etmek için oldukça bilgilendirici paylaşımlarda bulunuyorlar. Yıllardır sporun birçok dalını deneyimledikten sonra, koşu maceralarının doğa ile kesiştiği anda Ultra maratona gönül vermişler. Ultra maraton yarışları sayesinde hem spor yapıp hemde doğa ile iç içe olan çift, seyahat etmeyi de çok seviyor. Her bir yarışı büyük heyecanla bekleyen UltraÇift’e Ultra Maraton yarışları hakkında merak ettiğimiz soruları sorduk. Oldukça motive edici ve harekete geçirici bu röportajı, keyifle okumanızı diliyoruz.

Merhabalar sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Merhaba, öncelikle bu güzel işleriniziden dolayı size tebrik ediyoruz.

Biz yıllardır sporla iç içeyiz. Kurumsal hayatın temposundan sıyrılarak spora mutlaka zaman ayırıyoruz çünkü sporun hayatımıza kattığı enerjinin ve mutluluğun farkındayız. Bunun tadını çıkartıyoruz. İkimizde uzun yıllardır sporun ana dallarıyla ilgilendik yapmaya çalıştık ancak son 5 yıldır ağırlıklı olarak koşuyoruz. Koşu sayesinde de tanıştık diyebiliriz 🙂 Sporun zaten birleştirici yanı tartışılmaz. Koşunun yanı sıra tam bir gurme olduğumuzu söyleyebiliriz, diğer en büyük ortak özelliğimizde bu zaten. Koşu seyahatleri dışında, gurme seyahatleri yapıyoruz. Yeni yerler görmek, farklı kültürler tanımak ve yeni lezzetler tatmak bizi çok mutlu ediyor. Belki birgün bununla ilgilide yazılar yazarız

Koşuya olan merakınız nasıl başladı, koşu hayatınıza nasıl girdi?

Genelde bu merak direk koşu olarak başlamayabiliyor. Daha genel olarak sporla başlıyor ve zamanla sporun hayat kalitenizi arttırdığını keşfettikce daha fazla yapmak istiyorsunuz ve farklı dalları denemeye başlıyorsunuz. İnsanlar sporla çok farklı yaşlarda tanışabiliyor 18, 30 hatta 40 yaşında spor yapmaya başlayanlar var. Bazıları ise çocukluktan itibaren spor yaparak büyüyorlar ve bu artık olmassa olmaz bir hayat felsefesine dönüşüyor. Bizde o şanslılardanız diyebiliriz. Aslında hangi yaşta olursa olsun bir şekilde spora başlayan herkes şanlı oluyor. Biz çocukluktan bu yana spor yapıyoruz. Ben (Belgin) ilkokulda sınıfın en uzun boylu öğrencisi olarak öğretmenimin teşvik etmesiyle kısa mesafeci olarak koşu ile tanıştım. O dönemler 200, 400 metre yarışlarına katılıyordum. Ben (Sadık) genelde koşu bandında koşardım. Daha sonrasında koşu gruplarının daha papüler olduğu dönemde onlarla birlikte sokakta koşmayı keşfettik. İstanbul’un çeşitli bölgelerinde yaz kış, yağmur çamur demeden sokaklarda-caddelerde orta mesafeler koşmaya başladık 5k,10k,21k gibi. Tabi bu koşular asfalt koşularıydı ama inanılmaz zevkliydi. Özellikle Kuruçeşme-Bebek rotasında koşmak harika ve o dönem hiç aksatmadan haftada 2-3 kere asfalt koşuları yaptık. Birçok orta mesafe asfalt yarışına katıldık hatta Türkiye genelinde hemen hemen hepsine diyebilirz. Orta mesafenin yanı sıra ben (Sadık) 2 tane Maraton koştum (42k), benim (Belgin) hiç 42k maratonum yok. Koşu hayatımızda hep vardı ama sokak koşularıyla bu şekilde tanıştık diyebiliriz.

Ultra Maraton maceranız nasıl başladı? Bu yarış size ne ifade ediyor?

Eveeeet, nerden başlasak 🙂 Az önce dediğimiz gibi insan spor yaptıkca, mutlu oluyor ve daha fazla yapmak istiyor. Bizimde asfalttan patikaya, ultraya geçişimiz bu şekilde oldu diyebiliriz. Yaklaşık 2 yıl asfaltta koştuktan sonra, artık bize bir şekilde yetmemeye, bunula birlikte ultra maraton ve trail koşular dikkatimizi çekmeye başladı. Ultra Trail koşular daha zorlayıcı, şartların daha ağır olduğu, kendi içersinde farklı kuralların olduğu yarışlar olduğu kadar daha fazla doğayla iç içe olmasıda (demiştik ya farklı yerler görmeyi seviyoruz diye :)) bizi inanılmaz cezbetti ve o yöne doğru yavaş yavaş kaymaya başladık. Hiç maraton (42k) koşmadan Ultra Maraton (63k) bitiren ender kişilerden biriyim (Belgin) :);. Genelde çünkü önce maraton koşuluyor ve sonra ultra maratona geçiliyor ama ben öyle yapmadım 🙂 Ultra Maraton koşularının bize nelerin ifade ettiğini aslında kelimelerle anlatmak çok zor. Ama elimizden geldiği kadar şöyle ifade edebiliriz; Saatlerce (bu bazan 10 saatin üzeri olabiliyor) dik çıkışlar geçip, doğanın zorlu şartlarıyla mücadele edip, zaman zaman halüsinasyon görecek derecede kendinle mental anlamda savaşıp parkuru tamamlamak ve o finishten geçmek gerçekten paha biçilemez bir duygu (şuanda bile anlatırken tüylerimiz diken diken oluyor)

Birçok yarışa katıldığınızı biliyoruz, ultra maraton yarışları hangi aralıklarla oluyor, bu yarışları takip etmek ve hayatınızı buna göre düzenlemek zor olmuyor mu?

Güzel soru 🙂 Yarış dönemleri aslında ikiye ayrılıyor diyebiliriz. Yılın ilk yarısı Ocak-Haziran ve yılın sonları Eylül-Aralık şeklinde. Ülkemizde hemen hemen her ay bir organizasyon yapılıyor, bu gerçekten çok sevindirici çünkü ülkemiz gerçekten ultra maraton sporu için çok uygun bir coğrafya. Bunun yanı sıra tabiki çokca yurtdışı yarış alternatifi mevcut. Bizim şuana kadar asphalt hariç yurtdışı trail deneyimimiz olmadı. Ancak bu yıl 2019 takvimimize koyduk, artık zamanı gelmişti. Hayatımızı yarışlara ve seyahatlere göre planlamak zor olmuyor çünkü bunu çok sistematik bir şekilde yapıyoruz. Mesela 2019 takvimimiz şimdiden hazır 🙂 Öncelikle hangi yarışlara katılmak istediğimize karar veriyoruz. Her yıl arka arkaya koştuğumuz ve vazgeçemediğimiz yarışların yanı sıra hiç koşmadığımız yarışlarıda deneyimlemeye özen gösteriyoruz. Önceden plan program yapmak (yıl sonunda bir sonraki yılı planlamak gibi) hem organize olabilmek adına hemde antrenman yapabilmek adına aslında çok önemli. Bizde mümkün olduğu spontane olmak yerine bu şekilde ilerlemeye çalışıyoruz. Yarışlarımızı yıla yayacak şekilde seçiyoruz. Birbiriyle çakışan veya çok yakın tarihli yarışlar olduğunda bir yıl birini diğer yıl diğerini koşmak şeklinde çözüm üretiyoruz. Hayatımızı bu sistematiğe göre düzenlemek bizim için hiç zor olmuyor çünkü zaten hayat felsefemiz bu. Yarış takvimimize görede aralara Gurme-Seyahatleri serpiştiriyoruz J Yoğun mu? Tabiki çok yoğun geçiyor. Bazı aylar 3-4 seyahat birden ediyoruz ama bu durumdan açıkcası hiç şikayetci değiliz. İstanbul’da gezmeyeli aylar oldu diyebiliriz.





Ultra Maraton zor bir yarış mı, herkes katılabilir mi?

Kolay olduğu söylenemez 🙂 Ama yapılamayacak kadar zor değil. Önemli olan saatlerce arazide kalabilecek kadar hem fizik olarak hemde mental olarak güçlü olup olmadığınız. Yeri geliyor saatlerce ıssız bir ormanda veya bir dağın eteklerinde yapayanlız kalabiliyorsunuz 🙂 İşte bu yüzden mental olarak sağlam ve güçlü olmak aslında çok daha önemli. Fiziki güç, güç antrenmanı yaparak kolay kazanılabiliecek birşey, ancak mental gücü kazanmak daha fazla zaman alabiliyor. Tabi birde işin TUTKU tarafı var. Eğer o tutku sizde varsa herkes yapabilir. Ancak ultra mesafeler ciddiye alınması gereken ve bilinçli yapılması gereken bir spordur. Dolayısıyla antrenmansız koşulan bir ultra maraton çok ciddi sakatlıklara yol açabilir. Bu bakımdan daha önce orta mesafeler koşmuş, trail arazide düzenli uzun mesafe veya uzun saatler antrenman yapmış ve kendisindeki mental güce inanan herkes ultra maraton koşabilir. Tabi tüm bunların yanı sıra gerekli malzeme temini önemli. Ultra Maraton koşularının asfalta göre çok daha fazla malzemesi var (Trail çanta, suluk, gıda, trail arazi ayakkabısı ve organizasyonları belirlediği zorunlu malzemeler gibi). Bu malzemelerin temini en az antrenman kadar önemli.

 

Peki hazırlık aşaması? Yoğun bir antrenman programı uyguluyor musunuz?

 

Ahhh o hazırlık aşamaları 🙂 Doğruyu söylemek gerekirse benim için (Belgin) hazırlık aşamaları daha yorucu geçiyor. Antrenman progarmımızı yine katılacağımız yarışa göre planlıyor ve uyguluyoruz. Her yarış öncesi koşacağınız parkurun eğim haritasını incelemek, toplam tırmanışı hesapamak, zemin hakkında bilgi edinmek antrenman programınızı hazırlayabilmek için önemli detaylar. Kendi antrenman programımızı kendimiz hazılıyoruz. Ancak herzaman vurguladığımız üzere bu konuda uzman veya otorite değiliz. Bu işi için bizden çok çok deneyimli ustalarımız, hocalarımız var. Mümkün olduğu kadar onları yakından takip ediyoruz, yazılarını okuyoruz, söyleşilerine katılıyoruz ve her fırsatta onlarla sohbet edip, aklımıza takılan her konuyu danışma fırsatımız oluyor. Burdan hepsine saygılar sevgiler, herşeyi onlardan öğreniyoruz. Biz nacizane, kendimizi tanıyoruz ve artık az çok hangi yarış için hangi antrenman şekli uygulanması gerektiğini biliyoruz ve o şekilde ilerliyoruz.

Antrenman dönemi haftalarca sürüyor ve gerçekten çok yoğun geçiyor. Koşacağımız yarış mesafesi uzun olduğu için, antrenmanlarımızda tabiki uzun oluyor ve saatlerce sürebiliyor. Eğer önümüzde 100k lık bir yarış var iste her bir antrenmam min. 6-7 saat sürebiliyor hatta bazen dahada fazla.

İstanbul’da yaşadığımız için deniz seviyesinde antrenman yapmak bizim için malesef bir dezavantaj oluyor. Bu yüzden dönem dönem Uludağ’da kamp yapıp, 2300metre seviyelerinde antrenman yapıyoruz. Uludağ bu anlamda çok verimli oluyor. İstanbul’da ise Çekmeköy bizim favorimiz. Orada her zorluk seviyesinde antrenman yapmak mümkün. Aydos ve Ayvad Bendi antrenman için tercih ettiğimiz diğer lokasyonlar.

Ultra maratonun size neler kattığını bizimle paylaşabilir misiniz?

Ultra maratonun fiziksel dayanıklılığın yanı sıra mental gücünüzün yüksek olmasına kattıklarından bahsetmiştik.

Bize kattığı diğer bir fayda ise (tabi bizim adımıza bir fayda 🙂 ) sürekli daha ilerisini hedeflemeyi öğretti. İnsanın istediğinde yapamayacağı şeyin, aşamayacağı zorluğun olmadığını gösterdi. Hemen pes etmemeyi ve disiplinli olmayı öğretti. İnanır mısınız, biz tüm bunların faydasını iş hayatımızda bile kullanıyoruz 🙂 Tabi birde ultra maraton organizasyonlar sayesinde hayatımıza giren çok değerli dostlarımız var. Yüzlerce yeni insanla tanıştık ve her birinden farklı şeyler öğrendik. Bir söz var çok seviyoruz; “Asfalt rakip, patika dost kazandırır” diye. Patika dostluğu diye bir gerçek gerçekten var. Rekabette tabiki sporun olmazsa olmazı ancak dostluk bizim için çok daha önemli.

 

Sosyal medyada ilham verici ve ultra maratona teşvik edici paylaşımlar yapıyorsunuz, paylaşımlar oldukça detaylı, zamanla birçok kişiyi ultra maratona motive edecek gibi görünüyor, siz bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Birçok Ultra Maraton koşucusu her yarış sonrası deneyimlerini ve tavsiyelerini paylaştığı raporlar yazar. Bizde her yarış öncesi en 2-3 farklı rapor okuruz. Bu raporlar çok detaylıdır ve bize A’dan Z’ye kadar her konuda bilgi ve fikir verir. Yarış raporlar uzun blog yazısı şeklinde paylaşılır. Deneyimlerini ve tavsiyelerini vlog şeklinde paylaşan dostlarımızda var. Bizde bunu Isntagram üzerinden kişilerin çok kolay ulaşabilecekleri kompakt bir şekilde yapmak istedik. Böyle bir açık vardı zaten. Katıldığımız her yarış için 10 tane fotoğraf paylaşıp (mümkün olduğu kadar parkurdan), ulaşımdan konaklamaya, kitten parkura kadar her konuda kısa bilgiler verip, minik tavsiyelerde bulunuyoruz. Burdaki amacımız yarış orgaizasyonlarında ve parkurda ne kadar güzel zaman geçirdiğimiz, ne kadar harika manzaralara şahit olduğumuz, bazende ne kadar acı çekebildiğimizi paylaşmak ve tabiki, özellikle zamanı daha sınırlı olan, aradığı belli bir sorunun cevabını bulmak için uzun yazılar okuyamayacak kişilere, sorularını cevabını verebilmek. Bunun için bize DM üzerinden ulaşanda çok oluyor. Seve seve her soruyu elimizden geldiği kadar cevaplamaya çalışıyoruz. Eğer bir kişiye bile faydamız dokunuyor veya teşvik edebiliyorsak ne mutlu bize 🙂

 

Ultra maratona başlamayı düşünenlere ne söylemek istersiniz?

Ultra Maraton = Kendini aşmak. Kendini aşmak ve yeni bir tutku arayan herkese herkese tavsiye ediyoruz.

Yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi bilinçli olarak ve doğru antrenmanla yapıldığında, müthiş deneyimler yaşayacağınız, finishten geçtikten sonra çoğu zaman mutluluktan ağlayacağınız ve en önemlisi kendinize çok şey katacağınız bir fırsat. Değerlendirmeye kesinlikle değer 🙂 Herkese sevgiler, Ultracift.

Teşekkürler.

 

.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir